MÜTHİŞ TÜRK
  Yazılarım 02
 

             SPORCU İÇİN SIVININ ÖNEMİ

Ülkemiz Spor dünyasında, sporcu ve antrenörlerin sık sık merak konusu ettikleri ve çoğu zaman çelişkili görüşler öne sürdükleri konulardan birisi de antrenman ve yarışma sırasında ve sonrasında alınması gereken içecekler ve minarellerdir. Performansın artması ve daha önemlisi, yerine göre sporcunun hayatını tehlikeye sokan durumların önlenmesi bakımından vücuttan kaybolan sıvının bir an önce alınmasına dikkat edilmelidir.

            İnsanın yaşamında önemli rol oynayan dolaşım sistemimiz, birçok damarlardan meydana gelmiştir. Antrenmanlı olan kişilerde kılcal damarlar daha fazladır. Antrenman, kasta bulunan kılcal damarların sayısını artırıp, böylece kaslara daha çok oksijen ve besin maddelerinin gitmesi sonucu oluşurken, aynı zamanda burada meydana gelen artık maddelerin bir an önce uzaklaştırılmasını da sağlamaktadır. Böylece kişinin dayanıklılığı önemli ölçüde artabilmektedir. Bu nedenle bir kas çalışma anında ne kadar çok kanlana bilirse yorulma o kadar gecikmektedir. Ancak insan vücudunda bulunan kan miktarı tüm damarlarımızı doldurabilecek miktarda değildir. Bu nedenle, bir çalışma anında vücutta bulunan kan önem sırasına göre değişik organlarımıza dağılır. Belli başlı organlarımıza giden kan değişmezken, çalışma sırasında, çalışan kaslarımıza giden kan miktarı büyük bir artış gösterir. Bu durumda vücut sıcaklığı artmaya başlar. Artan vücut sıcaklığına karşılık, vücut bu defa terlemeyle meydana gelecek buharlaşma sonucu, fazla ısıyı atmaya çalışır. Bu yolla fazla ısının çevreye atılması, bir noktadan sonra performansı etkilemeye başlar. Burada ter olarak dışarıya attığımız sıvı, damarlarımızda dolaşan kan plazmasıdır. Bu nedenle kaybedilen ter KANIN azalmasına neden olur. Vücut ağırlığımızın yaklaşık olarak %3’ünü ter yoluyla kaybettiğimiz zaman, dolaşım sistemimizde önemli bir zorlanma meydana gelir.

            Madem ki öyle ise sıvı kaybına uğramış bir sporcunun kaybettiği sıvının yenisini bir an önce alması gerektir diye düşünüyorum. Bazen çok defa rastladığım bir konuya değinmek istiyorum. Bazı antrenörler müsabaka bitiminde veya öncesinde veya aralarda sporculara şeker ve limon veya balla hazırlanmış içecekler veriyor, bundaki düşünceleri daha çok enerji açığını kapamaya yönelik sıvılar vermeyi. Bir kısmı ise mineral yoğunluğu fazla olan, tuzlu içecekleri ön görmektedirler. Oysa sıvı kaybına uğramış sporcuda organizma, mineral kaybından daha fazla sıvı kaybına uğramıştır. Bu nedenle vücutta, mineral yoğunluğu fazla olan vücut sıvısı meydana gelmiştir. Bunu dengelemek için organizmanın öncelikle sıvıya ihtiyacı vardır. Bu nedenle sporculara böyle durumlarda verilmesi gereken içecek, mümkün olduğu kadar  SAF SUDUR.

            Öyle ise çok önemle dikkat etmeliyiz ki sporcumuz  çalışma veya müsabaka ortamında kaybettiği sıvıyı hemen anında takviye etmeli kesinlikle vücudu susuz bırakmamalı. Ama yine hala bakıyoruz ki eski kafada olan bu işleri bilinçsizce bir yerden duyduğu bilimsel olarak hiçbir tutanağı olmadığı halde antrenman aralarında müsabaka sonrasında belirli süre geçmeden su içme diyen zihniyet mevcut. Sporcularımız kilo ayarlarken sıvıyı kesiyorlar, kesinlikle yanlış yapıyorlar. Bu konuda başta önemli yerlerde görev verilen bilgisiz antrenörleri bilgilendirelim, sporcularımızda hele hele gelişme çağındakilere kilo düşmenin ne denli zarar verdiğini anlatalım İNSAN İÇİN HER ŞEYDEN ÖNCE SAĞLIKLI HAYAT ÖNEMLİDİR unutmayalım.



ATA YADİGARİ GÜREŞİMİZ NE ZAMAN YABANCI ELLERDEN KURTULACAK?

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Türk Milleti cesurdur, Türk milleti zekidir, Türk Milleti çalışkandır diyerek milletimize duyduğu sarsılmaz güveni hep ön planda tutmuştur. Bizlere Rehber olan bu veciz söze acaba biz millet olarak ne kadar karşılık verdik. Yeterince layık olabildik mi? İşte sorgulanması gereken budur? Ama ben bir Müslüman Türk milliyetçisi olarak Atatürk'ün bu sözlerine milletimizin layıkı şekilde cevap vererek onun istediği muasır medeniyet ölçüsüne ülkemizi taşıdığımız söylenemeyeceği kanaatındayım… Neden mi? Biz Dünya'ya güreşi öğreten bir milletiz Dünya bizi böyle kabul ediyor ama biz bizde olanı anlamaktan imtina ediyoruz. Kendi milletimizdeki samimi bu işi yapacak olan insanlara güvenmiyoruz veya farklı nedenlerden dolayı nefsimize hakim olup Sezar'ın hakkı Sezar'a deyip dik durup işin ehli olan teknik adamları göreve getirmiyoruz. Onların senin adamım benim adamım şeklindeki saçma değer yargıları ile kategorize edip bir kenara itiyoruz. Bu durum güreşimize verilen en büyük zararın kısa özetidir. Hem maddi hem manevi olarak bizim derdimizden anlamayan, bizim kültürümüzden anlamayan, bizim mahcubiyetimiz-den üzüntü duymayacak, bizim bayrağımız yetim gibi diğer bayraklar zirve yarışında amacına ulaştığında diğer ülke marşları çalındığında benim bayrağım yarışta yoksa benim İstiklal Marşım yetim kalmış okunmamış ise tüyü kıpırdamayacak insanlara milli takım teslimi ne kadar doğru. Bu güzel vatanımızda yüzlerce antrenör tek ytl dahi almadan hizmet ederken yabancı patentli insanlara binlerce doları güreşimiz neden öder bunu anlamak mümkün değil. Evet şimdi Türk güreşi yönetimde özerk artık. Acaba özerk yönetim şimdi güreşimizin kaptanlık mevkiine Türk gibi kuvvetli imajı ile güreşi dünyaya tanıtan Yerli insanımıza verecek? Bunun için beklemek gerekir.

            Türk güreş tarihin altın harflerle yazılı parlak dönemlerine bakıldığında kazanılan zaferlerin tümü yerli kendi teknik adamlarımızla kazanılmıştır. Binlerce dolar verdiğimiz ve yerliden esirgediğimiz imkânları ayağına serdiğimiz yabancı teknik adamlar döneminde maalesef kayda değer hiçbir başarılı sonuca ulaşamadık. Olmazsa olmaz illâki yabancı antrenör getirilecek ise konusunda uzman ve güreşimizin alt yapısında 3-6 aylık dönemler için getirilmelidir. Türk milli takımında yabancı teknik adam var acaba bizim gibi başarılı ülkelerde de var mı? Örnek verecek olursak Rusya, Amerika, İran, Bulgaristan, Küba, Kore, Japonya, Özbekistan, Kazakistan, Macaristan, Azerbeycan gibi ülkelerin hiç birisinin milli takımında yabancı antrenörün görev aldığı görülmemiştir. Hani var ya bir ata sözümüzde “Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar” işte bu aziz milletimizin bekası için başarısı için hiçbir şey beklemeden mücadele eden yine bizim yerli gariban teknik adamlardır. Çünkü bu güzel vatan bizim. Bu güzel bayrak biçim ve onun için her şeyimiz feda olsun. O nedenle Türk güreşinin kendine has bir sistematiği bulunması gerçeğinden hareketle mutlaka milli takımlarda teknik direktör olarak görev alacak insanların mutlaka türk güreşinin özünden gelen insanlardan olması kesinlikle şarttır. Sporda en önemli etkenlerden birisi de şüphesiz motivasyondur. Türk sporcusunun motivasyonu da ancak milli ve manevi değerler çerçevesinde yıllardır olmaktadır. Hani derler ya “İnsan var, mimikleriyle şimşek çaktırır; bir anlık aydınlığı en sevimli tarafına düşürür. Görenlerin sevgisini kazanır. İnsan var feryadını duyuracak kulak bulamaz. Halini göstermek istediği gözlere perde iner. Sonra bir yığın insan, “gördük” der. Gördükleri görmek istedikleri, duydukları duymak istedikleridir. İşte Türk güreşinin emektarlarının mücadelesini anlatmaya çalıştık. Mazisi parlak za-ferlerle dolu olan Ata sporumuzu buralara kadar her türlü yokluğa göğüs gererek İstikbal Savaşı'ndaki değer yargıları ruhu ile güreşe sarılan kendi insanı-mızın dramını dile getirmeye çalıştım. Artık onlara güvenmemiz gerektiğini anlamamız lazım. Evet Yalan dünyada gerçek adaleti aramanın beyhudeliği kabul ama, tersine işleyen veya işletilmeye çalışılan bir adaleti anlamaya aklın gücü yetmez. Herkes gereğini yaparsa uygun olanı yaparsa, kendi sistemi ve değer yargıları ve kendi insanı ile yola koyulursa Türk güreşi kazanır diye düşünüyorum.

 

 
 





 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=